|
-A. Ziyauddin Gümüşhanevi Hazretlerinden Altın Nasihatler- Ey İnsan !• EĞER, sana yapacağım şu vasiyetlere kulak verir ve aynısını yaşarsan, dünyan ve ahiretin mesud olur. Çünkü bunlar güzel ahlakın en önemli hususlarındandır. • Asla kafirlerden dost edinme, mü’minlerden de düşmanın olmasın.
• Dünyada sermayen takva olsun. Nefsini de ölülerden say.
• Allah’ı ve Resulullah’ı an ki, her türlü tehlikeden kurtulmuş olasın. “Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere ve hayır ile şerre inandım” de. Çünkü biz hiçbir peygamberi ayırmayız, hepsine iman ederiz. Mü’minler: “İşittik ve itaat ettik ve senden af dileriz, zira sana geleceğiz, Allah’ım!...” derler.
• EĞER, bu sayılanlara riayet edersen, Allah -celle ve ala- sana dört şey ihsan eder: Dördü dünyada, dördü de ahirette;
Dünyada verilecek olanlar: 1- Sözde doğruluk, 2- Amelde ihlas, 3- Rızıkta kanaat, 4- Kötülüklerden korunmak.
Ahirettekiler: 1- Büyük bir bağışlanma, 2- Hakka yaklaşma, 3- Me’va Cennet’ine girme, 4- Yüce makamlara ulaşma.
Ey İnsan ! • EĞER, “Sözünde doğruluk istersen, ‘innâ enzelnâhu’ (Kadir) Suresini okumaya devam et. • EĞER, rızkının yağmur gibi helalinden gelmesini istersen, Felâk Suresini okumaya devam et. İnsanların şerrinden emin olmak istersen, ‘Kul eûzü bi Rabbinnâsi’ye (Nas Suresi) devam et.
• EĞER, bir iş yapmaya ve helal kazanmaya talip isen şu duayı oku: “Bismillâhirrahmânirrahîm, el-Melikül Hakkül Mübîn, ni’mel Mevla ve ni’men nasîr.” Yasin Suresi ile Vakıa Suresini de oku. Rızkın yağmur gibi sana gelir.
• EĞER, her sıkıntının önlenmesini ister ve her darlığını yok etmek istersen istiğfara (esteğfirullah) devam et, günde en az yüz defa istiğfar et…
• EĞER,binlerce dertten kurtulmak istersen “Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azim’ diye zikret.
• EĞER, sana gelen musibeti kaldırmak istersen, sık sık “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi raciûn” ayetini oku.
• EĞER, huşu istersen, fuzuli bakışlarını terk et. Eğer hikmete kavuşmayı isteyensen, fuzuli konuşmayı terk et.
• EĞER, ibadetin tadını almak istersen, gündüz oruç tut ve geceleyin ibadet et. Eğer nefsinin ayıplarını kapatmak istersen, insanların ayıplarını aramaktan vazgeç.
• EĞER, Allah korkusunu yaşamak istersen, vesveseyi bırak. Her kötülükten korunmak istersen, kötü zan yapmaktan vazgeç.
• EĞER, kalbinin işlediğin günahlardan dolayı öldürülmesini istemezsen, günde 40 defa “Ya Hayyu, yâ Kayyûm, Lâ ilâhe illâ ente Subhaneke inni kuntü minezzalimin “duasını oku.
• EĞER, kıyamette Peygamber Efendimizi görmek istiyorsan, ‘Kuvvirat, İnfitar ve İnşikak’ surelerini okumaya devam et.
• EĞER, kıyamette yüzünün aydınlık olmasını istersen, gece namazlarına devam et.
• EĞER, kıyamette susuzluktan kurtulmak istersen, oruca devam et. Kabir azabından kurtulmak istersen, pisliklerden sakın ve haram yemekten kaçın.
• İnsanların en zengini olmak istersen, kanaat ehli ol. • İnsanların en ağabeyi olmak istersen, Resulullah’ın sünnetlerine yapış. Allah’ın taksimine razı ol ki, insanların en zengini olasın. İnsanları sev ki Müslüman olasın. Çok fazla gülme, çünkü fazla gülmek kalbi öldürür.
Ey Müslüman Kardeşim! • EĞER, iyi Müslümanlardan olmak istersen, Allah’ı görür gibi ibadet edeceksin, her ne kadar sen onu görmesen de O seni görmektedir.
• EĞER, imanın olgunlaştırmak istersen, ahlakını güzelleştireceksin. Allah’ın sevgisini kazanmak istersen, insanların işlerini göreceksin.
• EĞER, alnın açık Allah’a kavuşmak istersen cenabetlikten yıkanacaksın.
Kardeşim! • EĞER, Kıyamet gününde nurlanmak istersen, hiç kimseye zulmetmeyeceksin.
• İnsanların en kuvvetlisi olmak istersen, Allah’a güveneceksin.
• Allah’ın gazabından emin olmak istersen, Allah’ın kullarına buğz etmeyeceksin.
• EĞER, duanın kabulünü istersen, faizi ve haram yemeyi bırakacaksın.
• Kıyamete rezil rüsvay olmayım dersen, şehvet ahlaklarını terk edeceksin.
• Büyük günahlardan korunmak istersen, çirkin ahlaklardan vazgeçeceksin.
• EĞER, Allah’ın gazabından kurtulmak istersen, sadakayı gizli vereceksin, sıla-i rahmi ihmal etmeyeceksin ve akrabanı yoklayacaksın.
• EĞER, kalbinin din üzerinde sabit kalmasını istersen, şu duaya devam et.
“Allahumme sebbit kalbî alâ dinike” (Ya Rab, kalbimi dinin üzerine sabit kıl.) |
18:55 - 13/7/2006 - {8} -
Akşama Kadar Yaşamak
Mekke... Yaşlı bir adam ve genç bir delikanlı bir köşede oturup konuşmaktalar. Önlerinde iyi giyimli bir adam belirir. Genç olanın önüne bir kese altın koyar. Genç: - Sağol, paraya ihtiyacım yok. - Olsun, ben sana veriyorum, ister sen harca, ister fakirere ver. Genç fazla ısrar etmez. Keseyi alır hemen hepsini ihtiyacı olduğunu bildiklerine dağıtır. Yaşlı adam aynı akşam genci bir başkasından yardım isterken görür ve sorar: - Niçin o bir kese altından kendine ayırmadın? Genç: -Akşama kadar yaşayacağımı düşünemezdim.
13:26 - 11/6/2006 - {3} -
|
Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkuyormuş. "Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum" diye vasiyet etmiş. Öldüğünde "Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?" diye araştırmışlar. Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal, -Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum." diye düşünerek kabul etmiş.
Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. "Nasıl olsa bu ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar. -O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?" Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden çıkmış. - Tamam, servetin yarısı senin, demişler. - Aman,demiş hamal, istemem, kalsın. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?
Hayatını ve hayatın içerisinde istifade edilen lütufların hesabını vermek hafife alıncak şey değildir. |
13:24 - 11/6/2006 - {yok} -
İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:
– Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!..
Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı:
– Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?
Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:
– Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:
– Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum.
Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam:
– Ver şu elini öyle ise! diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.
Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:
– Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin? der. İsa Peygamber:
– Belli olmuyor mu? deyince:
– Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der. Tebessüm eden Hz. İsa:
– Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar.
Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:
– Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:
– Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?
Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Nebisi işaret eder:
– Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..
Derler ki:
– Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.
– Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün.
Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebi’si:
– Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!
23:20 - 29/4/2006 - {2} -

22:46 - 22/4/2006 - {4} -

22:44 - 22/4/2006 - {yok} -
Veda Hutbesi
 Bismillahirrahmanirrahim
EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
İNSANLAR! 
Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.
ASHABIM!
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.
ASHABIM! 
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.
ASHABIM!
Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.
İNSANLAR! 
Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!
İNSANLAR!
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.
MÜ'MİNLER!
Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
MÜ'MİNLER!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...
ASHABIM!
Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
İNSANLAR! 
Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.
İNSANLAR!
Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
İNSANLAR! 
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)
Şahid ol yâ Rab!
Şahid ol yâ Rab! 
Şahid ol yâ Rab!

04:15 - 8/4/2006 - {5} -
Adı günde beş defa anılan bir peygamberin ümmetiyiz. Hazreti Muhammedin Ümmeti. İçinde adı geçen davete de Ezan-ı Muhammedi diyoruz.
Milli Şairimiz Mehmet Akif, İstiklal Marşında:
“Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” diyor.
Hazret-i Muhammed (s.a.v.) neden büyüktür? Büyüklüğü tartışılmaz. Dün de bugün de yarın da en büyük insan Hazreti Muhammed’dir.
Getirdiği mesaj “La ilahe illallah” mesajıdır. İnsanların kendi elleriyle yaptıkları, yonttukları taşlara, heykellere, putlara tapan insanlara “Durun, yaptığınız hatadır” diyen bir mesajdır.
Alemlerin Rabbi olan Allah’tan alınan, kaynağı hak ve gerçek olan bir mesajdır.
1400 küsur seneden beri, insanlığı besleyen, büyüten, sevgiyle ve aşkla yoğuran bir mesajdır.
Çağımıza kadar, güncelliğini hiç kaybetmeyen, tazeliğini an be an koruyan, sanki yeniden geliyor gibi insanlığın ufkunu inen, insanlığı değiştiren bir mesajdır.
Hazreti Muhammed (s.a.s.),cahiliye dönemi olarak tarihe geçen, o karanlık alemde, bir nur gibi parlayan meşale olmuş, etrafını hep aydınlatmış, özüyle sözüyle “el-emin” ünvanını almıştır. Cahiliye döneminin örf ve adetlerinden uzak kalmıştır.
Hz. Peygamber, en yakınlarından başlayan, daha sonra bütün Arap yarımadasını kaplayan ve hatta bütün Arap yarımadasının sınırlarını aşan davet faaliyetlerini peygamberlik görevi boyunca sürdürmüş ve bu hususta çok büyük bir başarı elde etmiştir.
Cahiliye döneminde, kendisini öldürmek, yok etmek için yola çıkanlar, önünde kelime-i şehadet getirerek dirilmiş, yepyeni bir hayata başlamışlardır.
Hz. Peygamber’in davetinde başarılı olmasının sebebi, kuşkusuz güvenilir bir insan vasfını, özüyle sözüyle dosdoğru insan olmasını korumasına borçludur.
Peygamberimizin hadislerini incelediğimizde, sanki yeniden söyleniyor, bize söyleniyor şeklinde anlamak lazımdır.
1400 sene önce, bir avuç insan iken, yarımadayı aşan, milyon kilometrekarelere ulaşan yerlerde yaşayan insanlarda büyük bir kimlik değişimi olmuş, şahsiyetlerinde olgunlaşma, islamlaşma görülmüştür.
Öncelikle kendi çağına verdiği mesajları anlamak lazımdır. Ondan sonra günümüze verdiği mesajları anlamak daha doğru olacaktır.
Hazreti Peygamber, bu görevini yaparken çeşitli konumlarda karşımıza çıkar: Başta sapıklık içinde bulunan ve çoğu okuma yazma bilmeyen bir topluma ilâhi mesajı tebliğ edip bizzat tatbikatını yapmıştır.[1]
Bu kişinin kendi içlerinden birisi olması, onları fena huy ve inançlardan temizlemesi, Allah’ın büyük bir lütfudur.[2] Eğer kendi içlerinden biri olmasaydı, tanımaları, örnek almaları güçleşir, güvenleri kalmazdı.
1400 sene önceden çağında yaşadığı insanlara verdiği mesajlar incelendiğinde, yeniliklere açık, ilerleme, gelişme ve dinamizmin insanlığı mutluluk getirdiğini haber veren adımları atan bir peygamberdir. Yeniliklere ne kadar açık olduğunu gösteren çok sayıda örnekler mevcuttur. Bu hususta birkaç örnek verelim. Bunlardan birisi Temimi ed-Dari’nin Mescid-i Nebevi’yi aydınlatmasıyla ilgilidir. Mescid-i Nebevi önceleri yatsı ve sabah namazı vakitlerinde hurma dalları ve yaprakları yakılarak aydınlatılıyordu. Hicretin dokuzuncu yılında Temim heyeti ile birlikte Medine’ye gelen ve yanında birkaç kandil ile fitil ve yağ getiren Temim ed-Dâri, bir Cuma gecesi hizmetçisine Mescid’de kandilleri astırarak yaktırır. Hz. Peygamber Mescid’e gelince bunları kimin yaktığını sorar. Temim ed-Dâri’nin yaptığını öğrenince ona şunları söyler: “Sen İslam’ı nurlandırdın. İslam’ın mescidini süsledin. Allah da seni dünyada ve ahirette nurlandırsın.” Bu olay Hazreti Peygamberi o kadar etkiler ki, Temim ed-Dari’ye kandilleri asan hizmetçinin adını sorar. Fetih olduğunu öğrenince Sirâc (kandil) olarak değiştirir. Sahabe arasında yer alan Sirâc, Mescid-i Nebevi’yi aydınlatma ve isim değiştirme olayını bizzat kendisi anlatmıştır.[3]
Toplumsal hayatın vazgeçilmez ögesi olan aileyi sağlıklı bir toplumun esası kabul eden Hz. Muhammed, evliliği kolaylaştırıp özendirmiş, bugün bilinen tarzın dışındaki nikah şekillerini kaldırmıştır.
Ailede kadın, kocası karşısında bağımsız kişiliğe sahiptir; ekonomik bakımdan da bağımsızdır.
Hz. Peygamber birçok hadisinde ailenin önemine işaret etmiş ve onun bir huzur yeri olduğunu belirtmiştir. İnsanın üzerinde hakkı olan kişilerin başında aile fertleri gelmektedir. Peygamberimiz aile reisi olarak bir müslümanın aile fertlerine nasıl davranması gerektiğini emir ve tavsiyeleri ile ifade ettiği gibi, bizzat kendi uygulaması ile de ortaya koymuştur. Erkeğin kadına iyi davranması gerektiğini çok açık ve kesin bir şekilde dile getirmiştir. Bu anlamda “En hayırlınız ailesi için hayırlı olandır. Bana gelince, ben aileme karşı en hayırlı olanınızım.”[4], “ En hayırlınız hanımlarına karşı iyi davrananınızdır”[5] buyurmuştur.
İnsanın üzerinde hakkı olan kişilerin başında aile fertleri gelmektedir. Kişinin sevincini ve üzüntüsünü ilk önce paylaştığı kimseler aile fertleridir. Hz. Peygamber çeşitli vesilelerle erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları bulunduğunu söylemiştir. Kadınlar hakkında Allah’tan korkulmasını, onlara haksızlık yapılmamasını istemiştir. Kocasını şikayet için gelen kadınların sayısı artınca bu tür davranışlarda bulunanların iyi kimseler olmadığını söylemiştir.[6] Hanımlarına iyi davranmış, onları dövmemiştir. Kendisi bunu yapmadığı gibi, hanımlarını dövenleri de “Kadınlarınızı nasıl dövüyor, sonra da akşam olunca beraberce yatıyorsunuz”[7] diyerek kınamıştır.
Hz. Peygamber’in idaresi istişare üzerine kurulmuştu. Kur’an-ı Kerimde istişanin önemi üzerinde çok durulur, bizzat Hz. Peygamber’e istişare etmesi emrolunur.[8]
Hz. Peygamber’in idarede izlediği bazı temel prensipler vardır. Her şeyden önce O’nun başlıca gayesi İslam’ı mümkün olduğunca çok insana ulaştırmaktı. Bunun dışındaki her şey o hedefi gerçekleştirmek için bir vasıta idi. O, her sıkıntıya bu gaye uğruna katlanmıştır.
Hz. Peygamber insanları çalışmaya teşvik ettiği gibi, bizzat kendisi de çalışmış ve çalışma hayatının ilkelerini kendi hayatında uygulama alanına koymuştur. Çalışmalarını çocukluğundan itibaren hayatının sonuna kadar sürdürmüştür.
Rahmet Peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.s.) insanlığa getirmiş olduğu mesajı, kendi çağına anlatmış, nesilden nesile aktarılan ve yaşanan bir din olarak karşımıza çıkmıştır.
Günde adı semalarda beş defa anılan başka bir insan yoktur. Bu sadece ve sadece Hz. Muhammed’e nasib olmuştur. Bizler ümmeti olarak, bize getirmiş olduğu mesajı çağımıza göre yeniden yorumlayarak anlamak zorundayız. Dar kalıplardan sıyrılarak, ufkumuzu ve aklımızı kullanarak verilen mesajları çok iyi anlamalıyız.
Kutlu Doğumlarda anlatmaya çalıştığımız Hz. Muhammed’i bu dar kalıplar içinden çıkararak, günlük hayatımızda baş köşeye oturtmak, onun mesajlarını yudum yudum içmek zorundayız. Biz ümmetine ancak bunu yapmak yaraşır.
03:42 - 8/4/2006 - {1} -
>Faziletliydik: Kimsenin malina, mulkune goz dikmezdik. Kimsenin >namusuna yan bakmazdik. Hirsizlik nedir bilmez, dilenciligi meslek >edinmez, kimseyi de kucumsemezdik. > >Durusttuk: Bir zamanlar Londra Ticaret Odasi’nin en gorunur yerinde >su mealde bir tavsiye levhasi asiliydi: "Turklerle alisveris et, >yanilmazsin." > >Itibarliydik: Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odasi’nin >toplantilarinda oylar esit cikinca Osmanlilarla alisverisi olan >tuccarin oyu iki sayilir, onun dedigi olurdu. > >Temizdik: Yere bile tukurmezdik. Hatta, Osmanli askeri teskilatini >Avrupa’ya tanitmasiyla meshur Comte de Marsigil, yere tukurmedikleri >icin atalarimizi soyle elestiriyor: >"Turkler hicbir zaman yere tukurmezler. Daima yutkunurlar. Bunun >icin de saclarinda sakallarinda bir hararet olur ve >zamanla saclari, kaslari, sakallari dokulur." > >Cevreciydik: Kurak gunlerde ucretle adamlar tutup sokaktaki ulu >agaclari sulatir, gocmen kuslarin yorgunluk atmasi icin sacak >altlarina kus saraylari yapardik. >Bunlara oyle cok ornek var ki, saymakla bitmez. > >Harama el surmezdik: Fransiz muellif Motray, 1700’lerdeki halimizi >soyle anlatiyor: >"Turk dukkânlarinda hicbir zaman tek meteligim kaybolmamistir. Ne >zaman bir sey unutsam, hic tanimadigim dukkâncilar arkamdan adam >kosturmuslar, hatta birkac kere Beyoglu’ndaki ikametgâhima kadar >gelmislerdir." > >Medeni idik: Ingiliz sefiri Sor James Porter ise, 1740’larin >Turkiye’si icin sunlari soyluyor: >"Gerek Istanbul’da, gerekse imparatorlugun diger sehirlerinde hukum >suren emniyet ve asayis, hicbir tereddude imkân birakmayacak sekilde >isbat etmektedir ki, Turkler cok medeni insanlardir." > >Dosdogruyduk: Fransiz generallerden Comte de Bonneval ise, su hukmu >veriyor: >"Haksizlik, murabahacilik, inhisarcilik ve hirsizlik gibi suclar, >Turkler arasinda mechuldur... Oyle bir durustluk gosterirler ki, >insan cok defa Turklerin dogruluklarina hayran kalir." > >Hirsizlik nedir bilmezdik: Fransiz muellif Dr. Brayer, 1830’larin >Istanbul’unu getiriyor onumuze: >"Evlerin kapisinin soyle boyle kapatildigi ve dukkânlarin cogunlukla >umumî ahlâka itimaden acik birakildigi Istanbul’da her sene azami >bes-alti hirsizlik vak’asi gorulur." >Ubicini Dr. Brayer’i soyle dogruluyor: >"Bu muazzam payitahtta dukkâncilar, namaz saatlerinde dukkânlarini >acik birakip camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapisi basit bir >mandalla kapatildigi halde, senede dort hirsizlik vakasi bile olmaz. >Ahalisi sirf Hiristiyan olan Galata ile Beyoglu’nda ise hirsizlik ve >cinayet vak’alari olmadan gun gecmez." > >Naziktik: Edmondo de Amicis isimli Italyan gezgini, yine 1880’lerin >"biz"ini >anlatiyor bize: >"Istanbul Turk halki Avrupa’nin en nazik ve en kibar insanlaridir. >Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi nadirattan isitilir. O kadar >musamahakârdirlar ki; ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, >bizim kiliselerde gordugunuz kolayligin cok fazlasini gorursunuz." > >Cihana ornektik: Turkiye Seyahatnâmesi’yle meshur Du Loir’un >1650’lerdeki hukmu soyle: >"Hic suphesiz ki, ahlâk bakimindan Turk siyasetiyle medeni hayati >butun cihana ornek olabilecek vaziyettedir." >Sefkatimiz yalnizca insana yonelik degildi, hayvanlari, hatta >bitkileri bile kapsiyordu. > >Hayata karsi saygiliydik: Bu konuda dilerseniz Elisee Recus’u >dinleyelim, bize 1880’lerdeki halimizi anlatsin: >"Turklerdeki iyilik duygusu hayvanlari dahi kucaklamistir. Bircok >koyde esekler haftada iki gun izinli sayilir... Turklerle >Rumlarin karisIk olarak yasadigi koylerde ise bir evin hangi tarafa >ait oldugunu kolaylikla anlayabilirsiniz. Eger evin bacasinda >leylekler yuva yapmissa, bilin ki o ev bir Turk evidir." (Kucuk >Asya, c. 9) > >Hayirseverdik: Comte de Marsigli’yi tekrar dinleyelim: >"Yazin Istanbul’dan Sofya’ya giderken daglardan anayol uzerine inmis >koylulerin yolculara bedava ayran dagittiklarina sahit oldum." >Ayni muellif, ceddimizin hayirseverlikte fazla ileri gittikleri >kanaatindedir. Soyle diyor: >"Fakat sunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde >biraz fazla ileri gitmektedirler. Iyiliklerini yalniz insan cinsine >hasretmekle kalmayip, hayvanlara ve hatta bitkilere bile tesmil >ederler." >Bu tespiti, Islâm ve Turk dusmani avukat Guer misallendiriyor: >"Turk sefkati hayvanlara bile samildir" dedikten sonra su ornegi >zikrediyor: > >"Hayvanlari beslemek icin vakiflar ve >ucretli adamlari vardir. Bu adamlar sokak baslarinda sahipsiz >kopeklere ve kedilere et dagitirlar... Sokaktaki agaclarin >kurakliktan kurumasini onlemek icin bir fakire para verip sulatacak >kadar kacik Muslumanlara bile rastlamak mumkundur..." >"Kacik"ligin kaynagini da veriyor adam: >"Bircoklari da sirf azad etmek icin kusbazlardan kus satin alirlar. >Bunu yapan bir Turk’e bir gun yaptigi isin neye yaradigini sordum. >Kucumseyerek bakti ve su cevabi verdi: Allah’in rizasini tahsile >yarar." > >Galiba gecmisimizden uzaklasmak bize cok pahaliya patladi. >Yahya Kemal Beyatli’nin bir tespitiyle yazimizi noktalayalim: > >"Eski Turklerin bir dini hayatlari vardi, dini hayatlari oldugu icin >de cok seyleri vardi; yeni Turklerin de dini hayatlari oldugunda cok >seyleri olacak." > > >Saygilarimla
03:20 - 6/4/2006 - {2} -
GÜL BAHÇESİ
Bir gezginin yolu günün birinde bir bahçeye varmış. O bahçede yalnız gül yetişirmiş. Birbirinden narin ve zarif güller. O güller kadar zarif ve latif bir hatun kapı önünde duruyormuş. GEZGİN hatuna hayranlık ve saygı ile yaklaşıp kendisini takdim etmiş. Ve hatundan adını bağışlamasını istemiş. HATUN: Bana SEVGİ derler. GEZGİN: Sevgi hatun burada yalnız mı oturuyorsunuz? SEVGİ: Hayır eşimle beraber oturuyoruz. Ona İLİM derler. Şu anda bahçede çalışıyor. Bıkmaz yorulmaz bir kişidir. GEZGİN: Bahçeyi dolaşmama izin var mı? SEVGİ: Hay hay... Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın da SAYGI dediğimiz şu mesleri giyiniz. Onlar öylece konuşurken İLİM çıkagelmiş. Bahçeyi birlikte dolaşmaya başlamışlar. SEVGİ önde, İLİM ve GEZGİN arkada yürüyorlarmış... Her gülün bir adı varmış. MUTLULUK, HOŞGÖRÜ, SABIR, KANAAT, ADALET, İRADE, ŞEFKAT, MERHAMET, AKIL, HİKMET, KUDRET, SAMİMİYET, TEVAZU, FAZİLET ve... Bu kadar çeşitte ve bu kadar yoğunlukta güzellik, bu kadar bakım ve özen, böylesine bir düzen karşısında heyecanlanan ve hayrete düşen gezgin bahçıvan İLİM efendiye sormuş: GEZGİN: Siz hangi gülün hangi isimde olduğunu bazen karıştırıyor musunuz? İLİM: Bazen şaşırdığım oluyorsa da SEVGİ hemen yardımıma koşuyor, bana doğru ismi hatırlatıyor. GEZGİN: Güllerin erip eriştiği bu toprağın bir özelliği var mı? İLİM: Özelliği olup olmadığını bilmiyorum. Bu toprağı bize VEFA adında bir dostumuz getirir. VEFA dostumuzun dediğine göre, örneğin; MERHAMETLİ bir insan görünce, ondan oluşan toprağı bize getirir, biz de onu MERHAMET gülünün altına serpiveririz veya ŞEFKATLİ bir insan görünce ondan oluşan toprağı bize getirir, biz de o toprağı ŞEFKAT gülünün altına sereriz ve bu böyle devam edip gider.
GEZGİN: Güller arasında aşı yapılıyor mu? İLİM: Elbette HAYAL gülüne GERÇEK'i aşıladık; ÜMİT gülü oluştu. İMAN gülüne HİZMET'i aşıladık; TESLİMİYET gülü oluştu. HİKMET gülüne AKIL 'ı aşıladık; İRADE gülü oluştu. Bu aşıları sürekli yapmak zorundayız.
Örneğin; o muhteşem ADALET gülüne KUDRET gülünü aşılamazsak, ADALET hemen sararıp soluyor, aciz kalıyor. KUDRET gülüne ADALET'i aşılamazsak, KUDRET gülünün toprağında ZULÜM böcekleri üreyiveriyor. GEZGİN: Bu aşıları siz mi yapıyorsunuz? İLİM: Çelikleri ben hazırlıyorum ama aşıyı koyup kovuşturan eşim SEVGİ'dir. O ilham kalemini eline alır, aşılanacak varlığın AKIL perdesini yumuşak yumuşak aralar, böylece o varlığın gönlüne ulaşır, oraya aşı çeliğini bir güzel yerleştirir. Sonra da oluşan bütün kader sicimi ile tatlı tatlı sarar. Ben de bütün bu işleri, bu aşamaları her seferinde aynı dolgun zevk ve heyecan içinde seyrederim. Sanki o anda Rabbim yanımızdaymış gibi... GEZGİN: Tercih ettiğiniz güller var mı? İLİM: Aslında yok. Fakat eşim SEVGİ, HOŞGÖRÜ için; "O benim beş duyumdur." der. SAMIMIYET için; "O benim AHLAKIMDIR." der. TEVAZU için; "O benim EDEBİM'dir." der, ama ÜMİT'e fazlaca düşkün galiba... Zira ÜMİT için; "O benim kanımdır." der durur... Birkaç gün sonra gezginimiz bir kasabaya varmış... Bir kahvehaneye girmiş. Burası oldukça tenha imiş. Kuytu bir kösede bir kişi oturuyor ve çay içiyormuş... Gezginimiz bu zata yaklaşmış, yanına oturmuş, kendisini takdim etmiş, adını bağışlamasını dilemiş...
O zat demiş ki: "Bana ÂDEM derler." Gezginimiz başından geçenleri; gül bahçesini, iki soylu bahçıvanı, konuşmaları anlatmış. Âdem dinlemiş.
Sonunda demiş ki: "O bahçeye, İNSANLIĞIN KEMAL
BAHÇESİ derler."
13:08 - 22/3/2006 - {3} -
|
Tanım
hayat güzeldir
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Son Yazılar
- DÜNYA HAYATI
- Kur'an Lisani ile Konuşan Kadın
- dua
- DUA DİLİMİZDEN DÜŞÜYOR MU?
- Seccadenin Feryadı
- Nasa'nin cozemedigi fotoya Islam aleminden yanit..
- Dua âyetleri
- Besmelenin fazileti
- Hakikat Damlaları
- Bayramınız hayırlı olsun
|