|
Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah ibn Mübarek hazretleri anlatıyor: Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selâm verdim; selâmımı “Söz olarak Rahîm bir Rabden selâm sözüdür onların duyacağı” (Yâ-Sîn: 58) âyetiyle aldı.
“Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum. “Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur” (A’râf: 186) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş.
Nereye gittiği soruma “Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ı tesbih ederim” (İsrâ: 1) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor.
“Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?” dedim. “Tam üç gece (yani üç gündür)” (Meryem: 10) dedi.
Yiyecek verme teklifinde bulundum. “Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın” (Bakara: 187) âyetini okudu.
“İyi de Ramazan’da değiliz” dedim. “Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir” (Bakara: 158) âyetiyle cevap verdi.
“Yolculukta oruç açılabilir” dedim. “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır” (Bakara: 184) âyetini okudu.
Niye benim gibi konuşmadığını sordum. “Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun” (Qâf: 18) dedi.
“Kimlerdensin?” diye sordum. “Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur” (İsrâ: 36) âyetiyle cevap verdi.
“Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim. “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın” (Yusuf: 92) dedi.
Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum. “Hayır adına ne işlerseniz Allah onu bilir” (Bakara: 215) âyetiyle mukabele etti.
Devemi yanına getirdim. Binecekken, “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar” (Nûr: 30) âyetini okudu.
Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. “Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir” (Şûrâ: 30) âyetini mırıldandı.
“Sabret, deveyi bağlayayım!” dedim. “Bu hususta Süleyman’ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık” (Enbiyâ: 79) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti.
Deveye bindi ve “Bunu bize baş eğdiren Allah’ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!” (Zuhruf: 13-14) âyetlerini okudu.
“Haydi!” diye deveyi hızlandırdım. “Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!” (Lokman: 19) mukabelesinde bulundu.
Yürürken şiir okumaya başladım. “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun!” (Müzzemmil: 20) dedi.
“Şiir okumak haram değil ki!” dedim. “Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!” (Bakara: 269) cevabını verdi.
Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum. “Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!” (Mâide: 101) âyetini okudu.
Derken kafilesine ulaştık ve “Kafile içinde kimsen var mı?” dedim. “Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!” (Kehf: 46) dedi.
Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum. “Allah İbrahim’i dost edindi; Allah Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitab’a kuvvetle tutun!” (Nisâ: 125, 164; Meryem: 12) âyetlerini okudu.
“Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!” diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç “Buyur!” diye çıkageldi. Onlara para verip, “Bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!” (Kehf: 19) dedi.
Yiyecek gelince bana, “Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!” (Hâqqa: 24) dedi.
Çocuklara, “Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!” dedim. “Annemiz” dediler, “Ağzından Cenab-ı Allah’ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur’an’la konuşur.”
İbn Mübarek, bu hadiseyi Kur’an’da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.
00:42 - 27/1/2008 - {yok} -
İmanın, insanın sinesine tastamam yerleşmesi ancak amelle mümkün olur. Salih amelle beslenmeyen imanın solması hatta sönmesi her zaman muhtemeldir.
***
Tefekkür, zatında çok kıymetli bir ibadet olmakla beraber, ona asıl derinliğini kazandıran, tefekkürde bulunulan mevzuun ehemmiyeti ve kıymetidir.
***
İnsanlığın geleceği hesabına bir kısım güzel şeyler gerçekleştirmeyi planlayanlar topyekün zevkleri ayakları altına alıp ezmesini bilmelidirler. Bizim, günümüzde başka değil bu tip insanlara ihtiyacımız var.
***
Doğrular yalanlarla temsil edilemez. Onun için ne kadar yüce hakikatleri temsil ettiğimizin ve davranışlarımızın da ne ölçüde müstakim olduğunun farkında olmalıyız.
***
23:11 - 10/1/2007 - {yok} -
Kurban kesmenin önemi nedir?
CEVAP
Kurban nisabına malik olan kimsenin kurban kesmesi vaciptir. Zaruretsiz kurban kesmemek günah olur. Kurban kesmesi vacip iken, içindekilerin kurban kesmediği ev, inleyerek, sahibine beddua edip, “Kurban kesmediğin gibi Cenab-ı Allah sana iyilik yapmayı nasip etmesin!” der. O ev, o yıl belalara düçar kalır.
Kurban kesenin evi ise, memnun olur, sahibine hayır dua eder. Bu bakımdan kurban kesmeyi bir nimet bilmelidir! Kurban kesen müslüman, kendini Cehennemden azat etmiş olur.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cimrilerin en kötüsü [vacip iken] kurban kesmeyendir.) [S.Ebediyye]
(Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!) [Hakim]
(Kurbanın postunun her kılına ve her parçasına bir sevap vardır.) [Hakim]
(Kurbanlarınız, semiz olsun. Onlar, Sıratta bineklerinizdir.) [Zâd-ül mukvin]
(Kurbanın derisindeki her tüy sayısınca size sevap vardır. Kanının her damlası kadar mükafat vardır. O sizin mizanınıza konacaktır. Müjdeler olsun!) [İbni Mace]
(Kurbanlarınızı gönül hoşluğu ile kesin! Çünkü hiçbir müslüman yoktur ki, kurbanını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyamette kendi mizanına konan sevabı olmasın!) [Deylemi]
(Sevap umarak kurban kesen, Cehennemden korunur.) [Taberani]
(Kurban bayramında yapılan amellerden Allahü teâlâ katında kurban kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden Allahü teâlâ, onu muhafaza eder. Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin!) [Tirmizi]
(Kurbanların en hayırlısı boynuzlu koçtur.) [İbni Mace]
(Ya Fatıma, kurbanının yanına git! Kesilirken orada bulun! Yere akacak ilk kan damlası ile, geçmiş günahların affedilir.) [İbni Hibban]
(Kesilen kurban, Kıyamette, etiyle, kanıyla 70 kat büyüyerek mizana konur.) [İsfehani]
18:52 - 26/12/2006 - {4} -
DELİNİN VELİYE TAVSİYESİ
Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor: -Ne yapıyorsun? Hizmetçi: -Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum. -Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin? -Hastalığını söyle. -Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum.. -Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum.. Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli,(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine: -Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi. Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak: -Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi. Deli(!) şu ilâcı tavsiye etti: -Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi. Bu güzel ilâcı öğrenen Bayezid hazretleri: -Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip oradan ayrıldı. Bu ilâç, halen günah hastası olanlara tavsiye olunmaya değer bir ilâçtır. Yani bu formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.
10:28 - 1/12/2006 - {1} -
|
SURE ADLARININ TÜRKÇE KARŞILIKLARI |
| 1.Abese : "Yüzünü ekşitti."
2.Adiyât : Nefes nefese koşanlar
3.Ahkaf : Yer adı
4.Ahzâb : Hizipler, gruplar, kabileler
5.A'la : Yüce, büyük, kutlu
6.Alak : Embriyo, ilgi, pıhtı
7.Ali İmran : İmran ailesi
8. Ankebût : Dişi örümcek
9.A'raf : Cennetle cehennem arası bölge
10.Asr : Çağ, asır, zaman
11.Bakara : İnek
12.Beled : Belde, kent, bölge
13.Beyyine : Kanıt, belge, aydınlık
14.Bürûc : Burçlar
15.Câsiye : Çöken, oturan
16.Cin : Cin, görünmeyen varlık
17.Cumua : Cuma, toplanma, topluluk
18.Duha : Kuşluk vakti
19.Dühân : Duman, sis, pus
20.En'am : Hayvanlar, davarlar
21.Enbiya : Peygamberler
22.Enfâl : Ganimetler, gelirler, vergiler
23.Fâtır : Yaratan, varlığın ilkelerini koyan
24.Fâtiha : Açılış, açan, özetleyen
25.Fecr : Şafak vakti
26.Felak : Tan yeri, yarılma, açılma
27.Fetih : Fetih, açılış
28.Fil : Fil
29.Furkan : Işıkla karanlığı, doğruyla eğriyi ayıran
30.Fussılet : "Ayrıntılı yaptı"
31.Ğaşiye : Bürüyen, örten, kuşatan
32.Hac : Ziyaret
33.Hadid : Demir
34.Hâkka : Geleceği kuşkusuz olan şey
35.Haşr : Haşir, toplama, diriltme
36.Hicr : Bir topluluğun adı
37.Hucurât : Hücreler
38.Hûd : Hûd Peygamber
39.Hümeze : Alaycılar, gıybetçiler
40.İbrahim : Hz. İbrahim
41.İhlâs : Samimiyet
42.İnfitâr : Açılma, yarılma, parçalanma
43.İnsan(Dehr) : İnsan(Zaman)
44.İnşıkak : Yarılma, ayrılma, kopma
45.İnşirah : Gönül ferahlığı, iç açılması
46. İsra : Gece yürüyüşü
47.Kaaria : Şiddetle çarpan
48.Kadir : Kadir Gecesi
49.Kaf : "Kaf" harfi
50.Kâfirun : Kafirler
51.Kalem : Kalem
52.Kamer : Ay
53.Kasas : Peygamberlerin hayat hikayeleri
54.Kehf : Mağara
55.Kevser : Kevser havuzu, yoğun güzellik ve iyilik
56.Kıyamet : Kıyamet
57.Kureyş : Kureyş Kabilesi |
58.Leyl : Gece
59.Lukman : Hz.Lokman
60.Mâide : Sofra
61.Mâûn : Kamu hakkı, zekât, vergi
62.Meâric : Miraçlar, yükselme noktaları
63.Meryem : Hz. Meryem
64.Muhammed : Hz.Muhammed
65.Mutaffifûn : Ölçü ve tartıda hile yapanlar
66.Mücâdile : Hakları için savaşan kadın
67.Müddessir : Örtüsüne bürünen
68.Mülk : Mülk , yönetim
69.Mümin(Ğafir) : Mümin, (Affeden)
70.Müminûn : Müminler
71.Mürselat : Görevle gönderilenler
72.Mümtehine : İmtihan eden
73.Münafıkûn : İkiyüzlüler
74.Müzzemmil : Örtüsüne bürünen, köşesine çekilen
75.Nahl : Balarısı
76.Nâs : İnsanlar
77.Nasr : Yardım
78.Naziât : Çekip koparanlar, yay çekenler
79.Nebe' : Haber
80.Necm : Yıldız
81.Neml : Karınca
82.Nisa : Kadınlar
83.Nûh : Hz. Nûh
84.Nûr : Işık
85.Ra'd : Gök gürültüsü
86.Rahman : Rahmeti bol olan
87.Rûm : Bizanslılar
88.Sâd : "Sâd"harfi
89.Saff : Saf tutmak
90.Saffât : Saf bağlayanlar
91.Sebe' : Sebâ ülkesi
92.Secde : Secde
93.Şems : Güneş
94.Şuara : Şairler
95.Şûra : Şûra, toplu denetim
96.Tâhâ : "Tı" ve "Ha" harfleri
97.Tahrim : Haramlaştırma, yasaklama
98.Talâk : Boşama, boşanma
99.Târık : Târık yıldızı, tokmak gibi vuran
100.Tebbet : "Eli kırıldı."
101.Teğabün : Aldatış ve aldanış
102.Tekâsür : Mal ve evlat çokluğunda yarış
103.Tekvir : Büküp dürme
104.Tevbe : Tövbe
105.Tin : İncir
106.Tûr : Tûr dağı
107.Vâkia : Olan, ortaya çıkan
108.Yâsin : "Ya" ve "Sin" harfleri
109.Yûnus : Hz.Yûnus
110.Yûsuf : Hz. Yûsuf
111.Zâriyât : Tozutup savuranlar
112.Zilzal : Zelzele
113.Zühruf : Süs-Püs
114.Zümer : Zümreler,Klik |
11:32 - 21/8/2006 - {3} -
İSRA SURESİ’nden âyet-i kerime mealleri sunacağım.
Yüce Allah buyuruyor:
*“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir. Hakkıyla görendir.1
* Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme. Yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.
* Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme. Onları azarlama. Onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”
* Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah kendine yönelenleri çok bağışlayandır.
* Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver. Fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.
* Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.
* Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.
* Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.
* Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın…
* Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz veren sözünden sorumludur.
* Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın. Doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.
* Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur
* Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın. Boyca da dağlara asla erişemezsin.
*Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.2
TÜM İSLAM ALEMİNİN MİRAC KANDİLİNİ KUTLAR HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİM.
13:36 - 20/8/2006 - {1} -
İnsanın Apaçık Düşmanı
ŞEYTAN

Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır.
(Fatır Suresi, 6)
İnsanın En Büyük Düşmanı
Her kim olursanız olun sizin sonsuz bir azap çekmenizi isteyen, bütün varlığını buna adamış son derece tehlikeli bir düşmanınız var. İsmi, Şeytan. Bir başka deyişle, Allah tarafından lanetlenmiş ve O'nun huzurundan kovulmuş olan İblis ve onun takipçileri. O en büyük düşmanınız. Bir efsane ya da bir masal değil, gerçeğin ta kendisi. İnsanlık tarihinin her aşamasında var oldu. Yaşamış ve ölmüş milyarlarca insanı ateşin içine çekti ve halen çekiyor. Hiçbir zaman ayırım yapmaz. Genç, yaşlı, kadın, erkek, devlet başkanı veya dilenci farketmez. Her insan bu düşmanın hedefidir.
Bu yazıyı okurken de sizi gözlüyor ve planlar yapıyor. Tek arzusu var; kendisiyle beraber olabildiği kadar çok insanı —siz de dahil— cehenneme sürüklemek. Zafer kazanması için insanların kendisine tapınması veya çok uç sapkınlıklar yapmaları gerekmiyor. İnsanlardan mutlaka Allah'ı inkar etmelerini de istemiyor. Zaten Allah'ı kendisi inkar etmiyor ki, insanlardan özellikle bunu istesin. Onun tek isteği düşmanlarını Allah'ın dininden ve Kuran'dan uzak tutmak, halis olarak Allah'a ibadet etmelerini engellemek, bunun sonucunda sonsuz azap çekmelerini sağlamak. Hatta kimi zaman dindarlık maskesi altında, Allah'ın adını kullanarak insanları gerçek dinden uzaklaştırıp, saptırıyor. Bu da insanları kendisiyle beraber cehennem çukurunun içine çekmek için yeterli. Hangi vesileyle olursa olsun, onu takip edenlerin sonu hiç değişmiyor:
Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir." (Hac Suresi, 4)
06:24 - 18/8/2006 - {1} -
-A. Ziyauddin Gümüşhanevi Hazretlerinden Altın Nasihatler- Ey İnsan !• EĞER, sana yapacağım şu vasiyetlere kulak verir ve aynısını yaşarsan, dünyan ve ahiretin mesud olur. Çünkü bunlar güzel ahlakın en önemli hususlarındandır. • Asla kafirlerden dost edinme, mü’minlerden de düşmanın olmasın.
• Dünyada sermayen takva olsun. Nefsini de ölülerden say.
• Allah’ı ve Resulullah’ı an ki, her türlü tehlikeden kurtulmuş olasın. “Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere ve hayır ile şerre inandım” de. Çünkü biz hiçbir peygamberi ayırmayız, hepsine iman ederiz. Mü’minler: “İşittik ve itaat ettik ve senden af dileriz, zira sana geleceğiz, Allah’ım!...” derler.
• EĞER, bu sayılanlara riayet edersen, Allah -celle ve ala- sana dört şey ihsan eder: Dördü dünyada, dördü de ahirette;
Dünyada verilecek olanlar: 1- Sözde doğruluk, 2- Amelde ihlas, 3- Rızıkta kanaat, 4- Kötülüklerden korunmak.
Ahirettekiler: 1- Büyük bir bağışlanma, 2- Hakka yaklaşma, 3- Me’va Cennet’ine girme, 4- Yüce makamlara ulaşma.
Ey İnsan ! • EĞER, “Sözünde doğruluk istersen, ‘innâ enzelnâhu’ (Kadir) Suresini okumaya devam et. • EĞER, rızkının yağmur gibi helalinden gelmesini istersen, Felâk Suresini okumaya devam et. İnsanların şerrinden emin olmak istersen, ‘Kul eûzü bi Rabbinnâsi’ye (Nas Suresi) devam et.
• EĞER, bir iş yapmaya ve helal kazanmaya talip isen şu duayı oku: “Bismillâhirrahmânirrahîm, el-Melikül Hakkül Mübîn, ni’mel Mevla ve ni’men nasîr.” Yasin Suresi ile Vakıa Suresini de oku. Rızkın yağmur gibi sana gelir.
• EĞER, her sıkıntının önlenmesini ister ve her darlığını yok etmek istersen istiğfara (esteğfirullah) devam et, günde en az yüz defa istiğfar et…
• EĞER,binlerce dertten kurtulmak istersen “Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azim’ diye zikret.
• EĞER, sana gelen musibeti kaldırmak istersen, sık sık “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi raciûn” ayetini oku.
• EĞER, huşu istersen, fuzuli bakışlarını terk et. Eğer hikmete kavuşmayı isteyensen, fuzuli konuşmayı terk et.
• EĞER, ibadetin tadını almak istersen, gündüz oruç tut ve geceleyin ibadet et. Eğer nefsinin ayıplarını kapatmak istersen, insanların ayıplarını aramaktan vazgeç.
• EĞER, Allah korkusunu yaşamak istersen, vesveseyi bırak. Her kötülükten korunmak istersen, kötü zan yapmaktan vazgeç.
• EĞER, kalbinin işlediğin günahlardan dolayı öldürülmesini istemezsen, günde 40 defa “Ya Hayyu, yâ Kayyûm, Lâ ilâhe illâ ente Subhaneke inni kuntü minezzalimin “duasını oku.
• EĞER, kıyamette Peygamber Efendimizi görmek istiyorsan, ‘Kuvvirat, İnfitar ve İnşikak’ surelerini okumaya devam et.
• EĞER, kıyamette yüzünün aydınlık olmasını istersen, gece namazlarına devam et.
• EĞER, kıyamette susuzluktan kurtulmak istersen, oruca devam et. Kabir azabından kurtulmak istersen, pisliklerden sakın ve haram yemekten kaçın.
• İnsanların en zengini olmak istersen, kanaat ehli ol. • İnsanların en ağabeyi olmak istersen, Resulullah’ın sünnetlerine yapış. Allah’ın taksimine razı ol ki, insanların en zengini olasın. İnsanları sev ki Müslüman olasın. Çok fazla gülme, çünkü fazla gülmek kalbi öldürür.
Ey Müslüman Kardeşim! • EĞER, iyi Müslümanlardan olmak istersen, Allah’ı görür gibi ibadet edeceksin, her ne kadar sen onu görmesen de O seni görmektedir.
• EĞER, imanın olgunlaştırmak istersen, ahlakını güzelleştireceksin. Allah’ın sevgisini kazanmak istersen, insanların işlerini göreceksin.
• EĞER, alnın açık Allah’a kavuşmak istersen cenabetlikten yıkanacaksın.
Kardeşim! • EĞER, Kıyamet gününde nurlanmak istersen, hiç kimseye zulmetmeyeceksin.
• İnsanların en kuvvetlisi olmak istersen, Allah’a güveneceksin.
• Allah’ın gazabından emin olmak istersen, Allah’ın kullarına buğz etmeyeceksin.
• EĞER, duanın kabulünü istersen, faizi ve haram yemeyi bırakacaksın.
• Kıyamete rezil rüsvay olmayım dersen, şehvet ahlaklarını terk edeceksin.
• Büyük günahlardan korunmak istersen, çirkin ahlaklardan vazgeçeceksin.
• EĞER, Allah’ın gazabından kurtulmak istersen, sadakayı gizli vereceksin, sıla-i rahmi ihmal etmeyeceksin ve akrabanı yoklayacaksın.
• EĞER, kalbinin din üzerinde sabit kalmasını istersen, şu duaya devam et.
“Allahumme sebbit kalbî alâ dinike” (Ya Rab, kalbimi dinin üzerine sabit kıl.) |
18:55 - 13/7/2006 - {8} -
Akşama Kadar Yaşamak
Mekke... Yaşlı bir adam ve genç bir delikanlı bir köşede oturup konuşmaktalar. Önlerinde iyi giyimli bir adam belirir. Genç olanın önüne bir kese altın koyar. Genç: - Sağol, paraya ihtiyacım yok. - Olsun, ben sana veriyorum, ister sen harca, ister fakirere ver. Genç fazla ısrar etmez. Keseyi alır hemen hepsini ihtiyacı olduğunu bildiklerine dağıtır. Yaşlı adam aynı akşam genci bir başkasından yardım isterken görür ve sorar: - Niçin o bir kese altından kendine ayırmadın? Genç: -Akşama kadar yaşayacağımı düşünemezdim.
13:26 - 11/6/2006 - {3} -
|
Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkuyormuş. "Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum" diye vasiyet etmiş. Öldüğünde "Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?" diye araştırmışlar. Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal, -Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum." diye düşünerek kabul etmiş.
Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. "Nasıl olsa bu ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar. -O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?" Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden çıkmış. - Tamam, servetin yarısı senin, demişler. - Aman,demiş hamal, istemem, kalsın. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?
Hayatını ve hayatın içerisinde istifade edilen lütufların hesabını vermek hafife alıncak şey değildir. |
13:24 - 11/6/2006 - {yok} -
|
Tanım
hayat güzeldir
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Son Yazılar
- DÜNYA HAYATI
- Kur'an Lisani ile Konuşan Kadın
- dua
- DUA DİLİMİZDEN DÜŞÜYOR MU?
- Seccadenin Feryadı
- Nasa'nin cozemedigi fotoya Islam aleminden yanit..
- Dua âyetleri
- Besmelenin fazileti
- Hakikat Damlaları
- Bayramınız hayırlı olsun
|